Basliktan da anlasilacagi uzere, biraz once son bolumunu post ettigim yazi ile birlikte iktisat yazilarina son veriyorum.
Temmuz ayi ile birlikte farkli bir kurumda calismaya baslayacagim (hayir, kararimin milletvekili secimleri ile bir ilgisi yok. Istanbul 3. bolgeden aday oldugum haberleri kesinlikle yalandir). Calisacagim yerin yapisi itibari ile yazilarima suresiz ara vermenin uygun olacagina karar verdim (artik yazmayacagim demenin kibarcasi oluyor bu).
Iktisat yazilari kisisel bir ihtiyactan ortaya cikti. Amacim, Turk ekonomisi uzerine yapilmis calismalara, analizlere ve istastiki verilere kendimi asina hale getirerek bilgi eksigimi bir olcude kapatmak idi. Bu surecte, gerek okuyucu yorumlari ve yoneltilen sorular, gerekse her bir yazi icin yaptigim arastirmalar ile ben cok seyler ogrendigimi dusunuyorum. Okuyucu olarak size de bir seyler kattiysam ne mutlu bana.
Geleneksel Turk tiyatrosunun temel taslarindan biri Meddahlik’dir. Bizim elimizde sopa olmadigi icin, klavyemizi kullandik. Yazilarimiz zaman zaman uzun, zaman zaman kirici oldu. Uzun yazilar icin “Edeyim meclise bir kissa beyan, Kissadan hisse alir arif olan” demek abes kacacak. Lafi dondurup dolastirdiysak mazur gorun. Kalplerini kirdiklarimiz ise “Yiktin perdeyi, eyledin viran” deyip darilmasinlar. Oscar Wilde'in dedigi gibi sizi elestiren kisiyi affetmek kadar onlari sinir eden bir sey yoktur !!! (Always forgive your enemies; nothing annoys them so much.)
Her ne kadar surc-i lisan ettikse affola. Hepiniz kalin saglicakla.
Monday, May 21, 2007
Saturday, May 19, 2007
Bolum 3. BIR IHTIMAL DAHA VAR ...
Yazi dizimizin ucuncu ve son bolumunde 1980 sonrasi doneme daha yakindan bakip, dunya nereye gitmis biz nereye gitmisiz onu inceleyecegiz.
Ilk grafikte buyume hizimizi, gelismis ve gelismekte olan ulkeler ile kiyasliyoruz (dikkat edin, kisi basina buyume hizi degil, toplam GSYIH’nin artis hizi; veri seti kisi basina analizi yapmaya imkan vermiyor).

Grafik 1: GSYIH Artis Hizi
Benim yorumum soyle:
1. 1981-88 arasi iki gruptan da daha yuksek bir hizla buyumusuz.
2. 1989-94 arasi dunyada buyume hizi dusmus, bizim ki daha cok dusmus.
3. 1995-2001 arasi ulkeler buyume hizlarini arttirmislar – ozellikle gelismekte olan ulkeler. Biz yavaslamaya devam etmisiz. Yani onlarin buyume hizi artti diye, bizimki de otomatik olarak artmamis !!!
4. 2002-2006 arasi dunyada buyume hizi artmaya devam etmis. Gelismekte olan ulkeler iyice hizlanmislar. Buyume hizlarini yaklasik 2 puan arttirmislar. Biz de dustugumuz yerden kalkmisiz. Hizimizi 2 degil, 4.5 arttirmisiz.
Simdi ayni analizi bolgeler bazinda yapalim.

Grafik 2: GSYIH Artis Hizi
1. 1981-88 arasi, Asya ulkeleri haricinde, herkesden hizli buyumusuz.
2. 1989-94 arasi Asya ulkelerine ek olarak, Ortadogu ve Guney Amerika ulkeleri de bize yetismis veya gecmis. Dogu Avrupa, komunizm sonrasi daha kendilerine gelememisler.
3. 1995-2001 arasi Guney Amerika disinda herkesin gerisine dusmusuz. Afrika ve Dogu Avrupa toparlanmis.
4. 2002-2006 arasi Asya ulkeleri disinda herkesin onune gecmisiz. Bu donemde her bolge hizini yaklasik 2 puan arttirmis. Biz 4.5 puan arttirmisiz. Neden acaba 2 degil de 4.5 puan arttirmisiz?
Bu soru neden onemli? Hani "Herkes buyudugu icin biz de buyuduk" diyenler var ya? (bu laflari duyunca aklima ilkokul zamaninda okudugumuz kitaplarin, 1. Dunya Savasi ile ilgili yazdigi seyler gelir. Hani Almanlar yenilince biz de yenik sayilmisiz ya. Zannedersiniz ki savas degil, Avrupa Sampiyon Kulupler Kupasi).
"Sakin Ha, Onlara Inanmayin. " Elalem buyudu diye biz de buyumek zorunda degildik (bakiniz 1989-2001 arasi). Elalem buyume hizlarini 2 puan arttirinca, bizim 4.5 puan arttirmamiz mutlu bir tesaduf eseri degildir.
Gidin secimlerde oyunuzu kime isterseniz verin; Turkiye'yi daha ileri goturecegini dusundugunuz partiyi destekleyin. Sectiginiz vekillerden her zaman daha iyisini talep edin. Ama ulkemizin geldigi noktayi kucumsemeyin.
Tabii sirf buyume hizina bakmak yeterli degil. Hangi sartlar altinda bu buyume saglanmis ona da bakmak gerekir.
Asagida dis ticaret hadlerindeki degisimi goruyoruz.
Ticaret hadleri, ihrac edilen mallarin fiyatlarinin ithal edilen mallarin fiyatina bolunerek bulunuyor. Ticaret hadlerinde degisimin pozitif olmasi, sattiginiz her bir birim mal icin daha cok gelir kazanirken, aldiginiz her birim mal icin daha az para odediginiz anlamina geliyor. Asagidaki grafikte gosterilen sey, donemler itibari ile, dis ticaret hadlerindeki yillik ortalama degisim.

Grafik 3: Ticaret Hadlerindeki Ortalama Degisim Hizi
1. 1981-88 arasi sattigimiz mallar, ithal ettigimiz mallara kiyasla yilda ortalama %2.1 deger kazanmis (kumulatf olarak %18). Diger gelismekte olan ulkelerin ise ticaret hadleri yilda ortalama %2.3 bozulmus.
2. Sonraki donemlerde Turkiye’nin fiyatlari bizim aleyhimize donerken, diger gelismekte olan ulkelerin lehinde gelismis.
3. 2002-2006 arasi ticaret hadleri yilda ortalama %1.3 bizim aleyhimize bozulmus. Diger gelismekte olan ulkeler icin ise ortalama %3.7 iyilesmis (kumulatif olarak %20!).
Burada 2 nokta onemli.
1. Bizim dis ticaretimizin yapisi daha cok gelismis ulkelere benziyor. Islenmis mal satip, hammadde satin aliyoruz. Gelismekte olan ulkeler ise daha cok hammadde satiyorlar. Ozellikle Afrika, Ortadogu ve Guney Amerika ulkeleri bu sekilde. O yuzden emtia fiyatlarinin artmasinin etkisi bizim ekonomimiz icin olumsuz, diger bir cok gelismekte olan ulke icin olumlu oluyor. Aradaki simetrik olmayan iliskiyi grafikte goruyorsunuz degil mi? Bu soruyu soruyorum, cunku ulkemizde bir cok ekonomi yazari bakiyor ama goremiyor.
Bakiniz eski MB baskani Serdengecti ne diyor:
Ticaret hadleri aleyhinize gelistigi zaman, iki seyden biri olur. Ya harcamalarinizi kisarsiniz, ekonominin buyume hizi yavaslar, ama dis ticaret dengeniz bozulmaz. Ya da buyume hiziniz yuksek devam ederse, tasarruflariniz azalir, cari acik verirsiniz. Biz de ikincisi olmus.
Cari aciga bolgeler bazinda bakalim.

Grafik 4: Ortalama Cari Acik Orani
Cari fazla veren ulkelerin cogu (ozellikle Afrika, Ortadogu ve Guney Amerika) hammadde satan ulkeler. Iki istisna Asya grubu ve Dogu Avrupa grubu. Asya ulkeleri, yuksek tasarruf oranlari sayesinde cari fazla veriyor. 2002-2006 arasinda tasarruf oranlari daha da arttigi icin, hammadde fiyatlarindaki artisa ragmen cari fazla vermeye devam etmisler. Neden biz onlar gibi olamiyoruz diyenleri, dolayli vergilerden sikayet etmeyi birakip, ozellikle mal ve hizmet urunleri uzerinden alinan KDV ve OTV'nin arttirilmasini saglamak icin Tandogan meydaninda toplanmaya cagiriyorum. Temmuz sonu benim icin musait.
Yok, ben yokum arkadas diyorsaniz, o zaman Dogu Avrupa ulkelerine bakalim, onlar ne yapmislar. Dogu Avrupa bir cok bakimdan bize benziyor. Tasarruf oranimiz, yatirim oranimiz, ithal ettigimiz mallar, ihrac ettigimiz mallar benzer. O yuzden ne oluyor? Onlarda ayni bizim gibi yuksek cari acik veriyorlar (bakiniz yukaridaki grafik).
Bir sonraki grafigimiz ortalama enflasyon oranlarini gosteriyor.

Grafik 5: Ortalama Enflasyon Orani
1. 1981-88 arasi gelismekte olan ulkelerin ortalamasinin uzerindeyiz.
2. 1989-94 herkesin enflasyonu artiyor, bizimki de artiyor.
3. 1995-2001 arasi herkesin enflasyonu dusuyor, bizimki bulutlarda geziyor. Yani, herkes enflasyonu yenince, biz de yenmis sayilmiyoruz. Ah bu enflasyonun gozu kor olsun.
4. Ancak 2003-2006 arasi diger ulkeler duzeyine yetisebiliyoruz.
Butun dunya enflasyonu yendigi icin bizim enflasyon da dustu diyenlere, 1995-2001 arasi enflasyon neden dusmedi diye sorun.
Yazimizin son grafigi sermaye-hasila katsayisi denen, bir puanlik buyume icin milli gelirin ne kadarini yatirima harcamaniz gerektigini gosteren grafik. Kaba anlatimi ile ekonomideki verimliligin olcutu.
3 gozlem sunuyorum size:
1. 1990 itibari ile son 10 senede, sermaye-hasila katsayimiz gayet yuksek. Her 4 puanlik yatirim ile 1 puanlik buyume saglamisiz. Diger ulkeler 7 puanlik yatirima ihtiyac duymus.
2. 1990’li yillarda islerin nasil bozuldugunu goruyorsunuz. Bizim ekonomimiz gittikce verimsizlesirken, diger gelismekte olan ulkeler atak yapmis. 1990-2000 arasi bizim her 8 puanlik yatirimimiz 1 puanlik buyume saglarken, onlarin 6 puanlik yatirimi yeterli olmus.
3. 2006 itibari ile son 10 yilda isleri biraz toparlamisiz. Hala diger gelismekte olan ulkelerin gerisindeyiz. Onlar sermaye-hasila katsayilarini dusurmeye devam etmisler. Biz onlara yaklasmisiz, ama gidilecek yol var.
Hani zaman kaybindan bahsediyoruz ya; asagidaki grafik kadar 90'li yillarda israf edilen kaynaklarin, bosa gecen yillarin vehametini gosteren baska bir grafik yoktur bence. 1990-2000 arasi asagi inen sari renkli cizgi ile yukari cikan kirmizi cizgi, Turkiye'nin makus tarihinin resmidir.

Grafik 6: Sermaye-Hasila Katsayisi (yatirim/buyume hizi, 10 senelik ortalama)
Su anda bulundugumuz nokta ile ...
Sabah Olursa
Bu memlekette de bir gün sabah olursa, Haluk,
Eğer bu memleketin sislenen alın yazısı
Dirençli, dinç bir elin güçlü, canlılık verici
Dokunmasındaki titremle silkinip, şu donuk,
Şu paslanan yüzü halkın biraz gülerse... -- O gün
Ben ölmemiş bile olsam, hayata pek ölgün,
Pek az ilişkim olur kuşkusuz; -- o gün benden
Ümidi kes; beni kötrüm ve boş muhitimde
Bütün acımla unut; çünkü kör, topal, tükenik
Bakışlarım seni geçmişte görmek ister; sen
Bütün etin, kemiğin, kimliğinle yarınsın:
Ve şarkılar gibi hep hep kulaklarımda sesin...
Evet, sabah olacaktır, sabah olursa, geceler
Geçer, kıyamete dek sürmez; en sonunda bu gök
Bu mavi gök size bir gün acır; usanma sakın.
Hayata neş'e güneştir, usanç içinde kişi
Çürür bizim gibi... Siz, ey yarın uzaylıların
Küçük güneşleri, artık birer birer uyanın!
Tükenmez özlemi vardır ufukların ışığa,
Işık, ışık... Bugünün işte ruhu, özlemi bu;
Silin bulutları, silkin o korku gölgesini,
Koşun ışıklar içinden o kutlu kurtuluşa.
Ümidimiz bu; ölürsek de biz, yaşar mutlak
Vatan sizinle şu zindan karanlığından uzak!
Ilk grafikte buyume hizimizi, gelismis ve gelismekte olan ulkeler ile kiyasliyoruz (dikkat edin, kisi basina buyume hizi degil, toplam GSYIH’nin artis hizi; veri seti kisi basina analizi yapmaya imkan vermiyor).

Grafik 1: GSYIH Artis Hizi
Benim yorumum soyle:
1. 1981-88 arasi iki gruptan da daha yuksek bir hizla buyumusuz.
2. 1989-94 arasi dunyada buyume hizi dusmus, bizim ki daha cok dusmus.
3. 1995-2001 arasi ulkeler buyume hizlarini arttirmislar – ozellikle gelismekte olan ulkeler. Biz yavaslamaya devam etmisiz. Yani onlarin buyume hizi artti diye, bizimki de otomatik olarak artmamis !!!
4. 2002-2006 arasi dunyada buyume hizi artmaya devam etmis. Gelismekte olan ulkeler iyice hizlanmislar. Buyume hizlarini yaklasik 2 puan arttirmislar. Biz de dustugumuz yerden kalkmisiz. Hizimizi 2 degil, 4.5 arttirmisiz.
Simdi ayni analizi bolgeler bazinda yapalim.

Grafik 2: GSYIH Artis Hizi
1. 1981-88 arasi, Asya ulkeleri haricinde, herkesden hizli buyumusuz.
2. 1989-94 arasi Asya ulkelerine ek olarak, Ortadogu ve Guney Amerika ulkeleri de bize yetismis veya gecmis. Dogu Avrupa, komunizm sonrasi daha kendilerine gelememisler.
3. 1995-2001 arasi Guney Amerika disinda herkesin gerisine dusmusuz. Afrika ve Dogu Avrupa toparlanmis.
4. 2002-2006 arasi Asya ulkeleri disinda herkesin onune gecmisiz. Bu donemde her bolge hizini yaklasik 2 puan arttirmis. Biz 4.5 puan arttirmisiz. Neden acaba 2 degil de 4.5 puan arttirmisiz?
Bu soru neden onemli? Hani "Herkes buyudugu icin biz de buyuduk" diyenler var ya? (bu laflari duyunca aklima ilkokul zamaninda okudugumuz kitaplarin, 1. Dunya Savasi ile ilgili yazdigi seyler gelir. Hani Almanlar yenilince biz de yenik sayilmisiz ya. Zannedersiniz ki savas degil, Avrupa Sampiyon Kulupler Kupasi).
"Sakin Ha, Onlara Inanmayin. " Elalem buyudu diye biz de buyumek zorunda degildik (bakiniz 1989-2001 arasi). Elalem buyume hizlarini 2 puan arttirinca, bizim 4.5 puan arttirmamiz mutlu bir tesaduf eseri degildir.
Gidin secimlerde oyunuzu kime isterseniz verin; Turkiye'yi daha ileri goturecegini dusundugunuz partiyi destekleyin. Sectiginiz vekillerden her zaman daha iyisini talep edin. Ama ulkemizin geldigi noktayi kucumsemeyin.
Tabii sirf buyume hizina bakmak yeterli degil. Hangi sartlar altinda bu buyume saglanmis ona da bakmak gerekir.
Asagida dis ticaret hadlerindeki degisimi goruyoruz.
Ticaret hadleri, ihrac edilen mallarin fiyatlarinin ithal edilen mallarin fiyatina bolunerek bulunuyor. Ticaret hadlerinde degisimin pozitif olmasi, sattiginiz her bir birim mal icin daha cok gelir kazanirken, aldiginiz her birim mal icin daha az para odediginiz anlamina geliyor. Asagidaki grafikte gosterilen sey, donemler itibari ile, dis ticaret hadlerindeki yillik ortalama degisim.

Grafik 3: Ticaret Hadlerindeki Ortalama Degisim Hizi
1. 1981-88 arasi sattigimiz mallar, ithal ettigimiz mallara kiyasla yilda ortalama %2.1 deger kazanmis (kumulatf olarak %18). Diger gelismekte olan ulkelerin ise ticaret hadleri yilda ortalama %2.3 bozulmus.
2. Sonraki donemlerde Turkiye’nin fiyatlari bizim aleyhimize donerken, diger gelismekte olan ulkelerin lehinde gelismis.
3. 2002-2006 arasi ticaret hadleri yilda ortalama %1.3 bizim aleyhimize bozulmus. Diger gelismekte olan ulkeler icin ise ortalama %3.7 iyilesmis (kumulatif olarak %20!).
Burada 2 nokta onemli.
1. Bizim dis ticaretimizin yapisi daha cok gelismis ulkelere benziyor. Islenmis mal satip, hammadde satin aliyoruz. Gelismekte olan ulkeler ise daha cok hammadde satiyorlar. Ozellikle Afrika, Ortadogu ve Guney Amerika ulkeleri bu sekilde. O yuzden emtia fiyatlarinin artmasinin etkisi bizim ekonomimiz icin olumsuz, diger bir cok gelismekte olan ulke icin olumlu oluyor. Aradaki simetrik olmayan iliskiyi grafikte goruyorsunuz degil mi? Bu soruyu soruyorum, cunku ulkemizde bir cok ekonomi yazari bakiyor ama goremiyor.
Bakiniz eski MB baskani Serdengecti ne diyor:
"2002'den itibaren cari açık problemi derinleştikçe, başlıca nedeninin döviz kurları olduğu söylendi. Hiç şüphesiz döviz kurlarının bir rolü vardı ama ben hep söyledim, Merkez Bankası ve Hazine de söylüyor, dünyada 2002'den beri enerji fiyatlarının çok ciddi biçimde artmış olmasının da cari açığımızı artırmakta önemli etkisi oldu. Öyle ki, 2002 itibariyle enerji fiyatlarını sabitlediğiniz zaman, aslında Türkiye'nin cari açığının milli gelire oranının yüzde 4-5 seviyelerinde istikrar kazandığını görüyorsunuz. Enerji fiyatlarından da önemlisi, büyümenin cari açıktaki rolü uzunca bir süre anlaşılmak istenmedi. Türkiye'de istikrar programına büyüme tahmini olarak yıllarca yıllık yüzde 5 rakamı koyulduğu halde, gerçekleşen büyümenin her zaman bunun üzerinde olduğu; yatırımların tasarrufları aştığı bir ekonomide cari açığın olacağı göz ardı edildi. Bu durumun da tabii ki cari açık üzerinde olumsuz etkisi oldu. Dikkatli baktığımız zaman görüyoruz ki, iç talep ne zaman göreli bir yavaşlama gösterse -2004 sonu 2005 başı ve şimdilerde- cari dengede ve onun içinde dış ticaret dengesinde göreli de olsa bir istikrar eğilimi görülüyor."2. 2002-2006 arasinda dis ticaret hadlerinin kendi lehlerine donmesinin de destegi ile gelismekte olan ulkelerin ekonomileri tam gaz giderken, biz ticaret hadlerimizin bozulmasina ragmen, onlardan daha hizli buyumeyi basarmisiz.
Ticaret hadleri aleyhinize gelistigi zaman, iki seyden biri olur. Ya harcamalarinizi kisarsiniz, ekonominin buyume hizi yavaslar, ama dis ticaret dengeniz bozulmaz. Ya da buyume hiziniz yuksek devam ederse, tasarruflariniz azalir, cari acik verirsiniz. Biz de ikincisi olmus.
Cari aciga bolgeler bazinda bakalim.

Grafik 4: Ortalama Cari Acik Orani
Cari fazla veren ulkelerin cogu (ozellikle Afrika, Ortadogu ve Guney Amerika) hammadde satan ulkeler. Iki istisna Asya grubu ve Dogu Avrupa grubu. Asya ulkeleri, yuksek tasarruf oranlari sayesinde cari fazla veriyor. 2002-2006 arasinda tasarruf oranlari daha da arttigi icin, hammadde fiyatlarindaki artisa ragmen cari fazla vermeye devam etmisler. Neden biz onlar gibi olamiyoruz diyenleri, dolayli vergilerden sikayet etmeyi birakip, ozellikle mal ve hizmet urunleri uzerinden alinan KDV ve OTV'nin arttirilmasini saglamak icin Tandogan meydaninda toplanmaya cagiriyorum. Temmuz sonu benim icin musait.
Yok, ben yokum arkadas diyorsaniz, o zaman Dogu Avrupa ulkelerine bakalim, onlar ne yapmislar. Dogu Avrupa bir cok bakimdan bize benziyor. Tasarruf oranimiz, yatirim oranimiz, ithal ettigimiz mallar, ihrac ettigimiz mallar benzer. O yuzden ne oluyor? Onlarda ayni bizim gibi yuksek cari acik veriyorlar (bakiniz yukaridaki grafik).
Bir sonraki grafigimiz ortalama enflasyon oranlarini gosteriyor.

Grafik 5: Ortalama Enflasyon Orani
1. 1981-88 arasi gelismekte olan ulkelerin ortalamasinin uzerindeyiz.
2. 1989-94 herkesin enflasyonu artiyor, bizimki de artiyor.
3. 1995-2001 arasi herkesin enflasyonu dusuyor, bizimki bulutlarda geziyor. Yani, herkes enflasyonu yenince, biz de yenmis sayilmiyoruz. Ah bu enflasyonun gozu kor olsun.
4. Ancak 2003-2006 arasi diger ulkeler duzeyine yetisebiliyoruz.
Butun dunya enflasyonu yendigi icin bizim enflasyon da dustu diyenlere, 1995-2001 arasi enflasyon neden dusmedi diye sorun.
Yazimizin son grafigi sermaye-hasila katsayisi denen, bir puanlik buyume icin milli gelirin ne kadarini yatirima harcamaniz gerektigini gosteren grafik. Kaba anlatimi ile ekonomideki verimliligin olcutu.
3 gozlem sunuyorum size:
1. 1990 itibari ile son 10 senede, sermaye-hasila katsayimiz gayet yuksek. Her 4 puanlik yatirim ile 1 puanlik buyume saglamisiz. Diger ulkeler 7 puanlik yatirima ihtiyac duymus.
2. 1990’li yillarda islerin nasil bozuldugunu goruyorsunuz. Bizim ekonomimiz gittikce verimsizlesirken, diger gelismekte olan ulkeler atak yapmis. 1990-2000 arasi bizim her 8 puanlik yatirimimiz 1 puanlik buyume saglarken, onlarin 6 puanlik yatirimi yeterli olmus.
3. 2006 itibari ile son 10 yilda isleri biraz toparlamisiz. Hala diger gelismekte olan ulkelerin gerisindeyiz. Onlar sermaye-hasila katsayilarini dusurmeye devam etmisler. Biz onlara yaklasmisiz, ama gidilecek yol var.
Hani zaman kaybindan bahsediyoruz ya; asagidaki grafik kadar 90'li yillarda israf edilen kaynaklarin, bosa gecen yillarin vehametini gosteren baska bir grafik yoktur bence. 1990-2000 arasi asagi inen sari renkli cizgi ile yukari cikan kirmizi cizgi, Turkiye'nin makus tarihinin resmidir.

Grafik 6: Sermaye-Hasila Katsayisi (yatirim/buyume hizi, 10 senelik ortalama)
Su anda bulundugumuz nokta ile ...
Yazi dizimizin sonuc kisminda ne yazayim diye epey dusundum. Herhalde Tevfik Fikret'ten daha uygunu olmayacagina karar verdim. Asagidaki siir 1905 yilinda yazilmisti. Simdi yil 2007. Ya Tevfik Fikret gelecegi cok iyi goren bir sair oldugu icin 5 nesil otesine gondermeler yapiyor, ya da biz her sabah kalip ayni gunu yasayanlardaniz. Yazimizi onun bir siiri ile bitiriyorum:“…Türkiye’nin çıkışı daha önce yapılmamış olanı yapmaktan geçmektedir. Daha önce, Türkiye ekonomisinin sıçrayabilmesi için, hiç bu kadar büyük bir fırsatımız olmamıştır. Daha önce bu oyunda hiç bu kadar ileri bir aşamaya gelebilmişliğimiz yoktur.... Kaçan fırsatların hesabını, tarih kitaplarının bundan elli yıl sonra yazılacak bölümlerinde, vermek istemeyen ilgililere özenle duyurulur.” Guven Sak, Referans Gazetesi, 18.05.2007.
Sabah Olursa
Bu memlekette de bir gün sabah olursa, Haluk,
Eğer bu memleketin sislenen alın yazısı
Dirençli, dinç bir elin güçlü, canlılık verici
Dokunmasındaki titremle silkinip, şu donuk,
Şu paslanan yüzü halkın biraz gülerse... -- O gün
Ben ölmemiş bile olsam, hayata pek ölgün,
Pek az ilişkim olur kuşkusuz; -- o gün benden
Ümidi kes; beni kötrüm ve boş muhitimde
Bütün acımla unut; çünkü kör, topal, tükenik
Bakışlarım seni geçmişte görmek ister; sen
Bütün etin, kemiğin, kimliğinle yarınsın:
Ve şarkılar gibi hep hep kulaklarımda sesin...
Evet, sabah olacaktır, sabah olursa, geceler
Geçer, kıyamete dek sürmez; en sonunda bu gök
Bu mavi gök size bir gün acır; usanma sakın.
Hayata neş'e güneştir, usanç içinde kişi
Çürür bizim gibi... Siz, ey yarın uzaylıların
Küçük güneşleri, artık birer birer uyanın!
Tükenmez özlemi vardır ufukların ışığa,
Işık, ışık... Bugünün işte ruhu, özlemi bu;
Silin bulutları, silkin o korku gölgesini,
Koşun ışıklar içinden o kutlu kurtuluşa.
Ümidimiz bu; ölürsek de biz, yaşar mutlak
Vatan sizinle şu zindan karanlığından uzak!
Bolum 2. MAZI KALBIMDE YARADIR
Simdi diger ulkeleri bir kenara atip kendimize bakalim. Buyume hizimiz, donemler itibari ile nasil olmus? Cumhuriyet donemini 4’e ayiriyoruz:
1. Cumhuriyet’in ilk yillari ve Tek Parti Donemi: 1923-1950
2. Demokrat Parti Donemi: 1951-1960
3. Planli Ekonomi Donemi: 1961-1980
4. Serbest Ekonomi Donemi: 1981-2006
Grafik asagida. DP donemi haric, diger 3 donemde birbirine bu kadar yakin buyume hizi yasanmasi bence korkutucu. Uzun donemde %2 civari kisi basina buyumenin uzerine cikmak nasip olmayacak mi bize?

Bir kac gozlem daha:
1. Medyamizda ve ekonomi camiasinda yaygin bir adet vardir: efsaneler yaratmak. Cumhuriyet'in ilk doneminde soyle buyuduk, planli donemde boyle buyuduk, serbest piyasa ekonomisine girerek ocagimiza incir agaci diktiler vs. Yukaridaki grafik size "Yok birbirimizden farkimiz, ama biz Osmanli Bankasiyiz" reklamini hatirlatmiyor mu?
2. Matematikte 72 kurali diye bir sey var (kuraldan cok parmak hesabi aslinda). Mesela geliriniz her sene %6 artiyorsa, iki katina cikmasi icin 72/6=12 sene gerekir. Bu hesaba gore, bizim kisi basina milli geliri 2 katina cikarmamiz icin 72/2.4= 30 sene gerekiyor. Olme esegim olme...
3. Yukaridaki grafige bakip Demokrat Parti'nin "ekonomik mucize" yarattigi hissesine kapilmayin. Yazinin devamini okuyun.
Simdi 1950 sonrasi doneme daha detayli bakalim:
(donemlerin baslangic tarihi, iktidar degisikligini izleyen ilk yila gore yapildi. Eger iktidar degisikligi yil icinde ise, eski yonetimin etkisinin yil sonuna kadar devam ettigi varsayildi.)
1. Demokrat Parti’nin ilk yillari: 1951-53
2. 1954 krizi sonrasi Demokrat Parti: 1954-60
3. 27 Mayis Darbesi ve Inonu hukumeti: 1961-65
4. Demirel’li yillar: 1966-71
5. Ara rejim ve koalisyon yillari: 1972-80
6. Ara rejim ve serbest ekonomiye gecis: 1981-83
7. Anavatan partisi ve Ozal (ilk donem): 1984-87
8. Anavatan partisi (ikinci donem): 1988-91
9. DYP-SHP koalisyonu : 1992-95
10. Bir koalisyondan diger bir koalisyona yillari: 1996-2001
11. Kriz sonrasi ve AKP: 2002-2006

Benim yorumum soyle:
1. Demokrat Parti iktidarinin tamaminda Turkiye hizli bir buyume sergilediyse de, bu buyume daha cok ilk 3 senede meydana gelmis. Bu donemde disa kapali ve korumaci ekonomi politikalarinin yerine, tarim agirlikli, dis pazarlara yonelik ve serbest dis ticaret rejimine dayali bir strateji izlenmis, ortaya cikan ticaret acigi dis yardimlar ve dis borc ile finanse edilmis.
2. 1953 ve 1954'de ust uste tarim sektorunde meydana gelen daralmalar ve dis ticaret aciklari, 1954'de yuksek oranda devaluasyon ile sonuclanmis. Krize sebep olan doviz aciginin da etkisi ile, ithal ikamesine dayali, sanayi agirlikli, ozel sektorun devlet destegi ile gelismesini amaclayan, korumaci bir ekonomi politikasina gecilmis ve 1954-60 donemdinde vasat bir ekonomik buyume gerceklesmis. Ithal ikameci politikalara ragmen, dis ticaret aciginin devam etmesi, 1958'de yeni bir devaluasyona sebep olmus.
2. Demirel'li yillar (1966-71) ortalamanin uzerinde buyume oldugu bir donem. Planli ekonominin ve ithal ikamesinin ilk asamasi olan temel tuketim mallarinin yurt icinde uretimi basarili ile uygulaniyor. Ardindan sira dayanakli tuketim, ara ve sermaye mali ikamesine gelince problemler basliyor. 70'li yillarda meydana gelecek ekonomik krizin tohumlari bu donemde atiliyor. Tezat bir sekilde, ithal ikameci politikalar kendine yeterli (tam bagimsiz!) bir uretim sisteminin kurulmasina yardimci olmuyor. Ozel kesim, disariyla rekabet edecek, ihracati arttiracak bir uretim yerine koruma duvarlarinin yarattigi yuksek karlar sebebi ile ic pazara yonelik calisiyor. Sonucta, iceride uretimin devami disaridan ithal edecek ara ve sermaye mali ithalatina bagimli kalmaya devam ederken, bu ithalati yapacak ihracat kapasitesi kurulamiyor.
3. 1970'li yillarin baslarinda isci dovizleri ve Dovize Cevrilebilir Mevduat yolu ile karsilanan ithalat ihtiyaci, daha sonraki yillarda artan petrol fiyatlari, ambargo ve dis borc kaynaklarinin kurumasi ile daha fazla finanse edilemiyor. 1977-1980 arasi ekonomi ust uste krizlere giriyor.
4. 1980'de ithal ikameci politikalar yerini piyasa mekanizmasi icinde, disa acik, ihracata yonelik kalkinma politikalarina birakiyor. 1984-87 arasi Ozal'li yillarda, ekonomi yuksek bir performans gosteriyor.
5. Ancak, Anavatan Partisi'nin ikinci doneminde, 1988-1991, buyume orani dusuyor. Bunun sebepleri arasinda, 1987 seciminin de etkisiyle asiri isinan ekonomi, 1989 secimlerinin yarattigi siyasi belirsizlik, 1989 sonrasi ve ozellikle 1991 secimlerinden once uygulanan populist politikalar, 1990 Korfez Savasi sayilabilir.
6. 1992-1995 arasi vasat bir performas goruyoruz. 1992'de Demirel, 1993'de Ciller hukumetlerinin devam ettirdikleri faiz disi acik yaratan genisleyici maliye politikalari, kamu aciklarinin sebep oldugu yuksek faizler, yuksek faizi emir komuta zinciri icinde para basarak dusurmeye calisan bir ekonomi yonetiminin sebep oldugu 1994 krizi, kriz sonrasi bir sure izlenen sonra 1995 secimleri sebeiyle birakilan istikrar politikalari bu donemin iz birakan olaylari.
7. 1996-2001 arasi tam bir felaket. Iki partili, uc partili koalisyonlar, azinlik hukumetleri, artan kamu aciklari, reel olarak %20'lerde gezen faizler, siyasi istikrarsizlik, post-modern darbeler, 1997'de Asya'da, 1998'de Rusya'da meydana krizler, 1999 depremi ve nihayet 2001 krizi.
8. 2002 sonrasi icinde bulundugumuz donem. Anlatmaya hacet yok.
Burada uzerinde durulmasi gereken bir husus var.
Her ekonominin, kisa vadede statik, uzun vadede degisen, bir buyume potansiyeli bulunur. Bu potansiyelin uzerine kisa donemde cikmak mumkun olsa da, daha sonra tekrar ortalama duzeye geri donuluyor. 1951-53 arasi buyume hizimiz cok guzelmis. Ama kalici olmamis. 1966-71 arasi ve 1984-87 arasi ayni sekilde.
2002 sonrasi icin bir hukum vermek icin erken. Son 5 sene icinde yasadigimiz buyume, gerek sure gerekse buyume hizi olarak digerlerinin cok otesinde. Acaba istikrarli bir buyume saglayacak yapiyi kurabildik mi? Acaba uzun donemli buyume potansiyelimizi yukseltmeyi basardik mi? Daglar ne kadar yuksek, denizler ne kadar derin? A-10 Thunderbird durdurulabilir mi? Bu sorularin cevabini yasayarak gorecegiz.
1. Cumhuriyet’in ilk yillari ve Tek Parti Donemi: 1923-1950
2. Demokrat Parti Donemi: 1951-1960
3. Planli Ekonomi Donemi: 1961-1980
4. Serbest Ekonomi Donemi: 1981-2006
Grafik asagida. DP donemi haric, diger 3 donemde birbirine bu kadar yakin buyume hizi yasanmasi bence korkutucu. Uzun donemde %2 civari kisi basina buyumenin uzerine cikmak nasip olmayacak mi bize?

Bir kac gozlem daha:
1. Medyamizda ve ekonomi camiasinda yaygin bir adet vardir: efsaneler yaratmak. Cumhuriyet'in ilk doneminde soyle buyuduk, planli donemde boyle buyuduk, serbest piyasa ekonomisine girerek ocagimiza incir agaci diktiler vs. Yukaridaki grafik size "Yok birbirimizden farkimiz, ama biz Osmanli Bankasiyiz" reklamini hatirlatmiyor mu?
2. Matematikte 72 kurali diye bir sey var (kuraldan cok parmak hesabi aslinda). Mesela geliriniz her sene %6 artiyorsa, iki katina cikmasi icin 72/6=12 sene gerekir. Bu hesaba gore, bizim kisi basina milli geliri 2 katina cikarmamiz icin 72/2.4= 30 sene gerekiyor. Olme esegim olme...
3. Yukaridaki grafige bakip Demokrat Parti'nin "ekonomik mucize" yarattigi hissesine kapilmayin. Yazinin devamini okuyun.
Simdi 1950 sonrasi doneme daha detayli bakalim:
(donemlerin baslangic tarihi, iktidar degisikligini izleyen ilk yila gore yapildi. Eger iktidar degisikligi yil icinde ise, eski yonetimin etkisinin yil sonuna kadar devam ettigi varsayildi.)
1. Demokrat Parti’nin ilk yillari: 1951-53
2. 1954 krizi sonrasi Demokrat Parti: 1954-60
3. 27 Mayis Darbesi ve Inonu hukumeti: 1961-65
4. Demirel’li yillar: 1966-71
5. Ara rejim ve koalisyon yillari: 1972-80
6. Ara rejim ve serbest ekonomiye gecis: 1981-83
7. Anavatan partisi ve Ozal (ilk donem): 1984-87
8. Anavatan partisi (ikinci donem): 1988-91
9. DYP-SHP koalisyonu : 1992-95
10. Bir koalisyondan diger bir koalisyona yillari: 1996-2001
11. Kriz sonrasi ve AKP: 2002-2006

Benim yorumum soyle:
1. Demokrat Parti iktidarinin tamaminda Turkiye hizli bir buyume sergilediyse de, bu buyume daha cok ilk 3 senede meydana gelmis. Bu donemde disa kapali ve korumaci ekonomi politikalarinin yerine, tarim agirlikli, dis pazarlara yonelik ve serbest dis ticaret rejimine dayali bir strateji izlenmis, ortaya cikan ticaret acigi dis yardimlar ve dis borc ile finanse edilmis.
2. 1953 ve 1954'de ust uste tarim sektorunde meydana gelen daralmalar ve dis ticaret aciklari, 1954'de yuksek oranda devaluasyon ile sonuclanmis. Krize sebep olan doviz aciginin da etkisi ile, ithal ikamesine dayali, sanayi agirlikli, ozel sektorun devlet destegi ile gelismesini amaclayan, korumaci bir ekonomi politikasina gecilmis ve 1954-60 donemdinde vasat bir ekonomik buyume gerceklesmis. Ithal ikameci politikalara ragmen, dis ticaret aciginin devam etmesi, 1958'de yeni bir devaluasyona sebep olmus.
2. Demirel'li yillar (1966-71) ortalamanin uzerinde buyume oldugu bir donem. Planli ekonominin ve ithal ikamesinin ilk asamasi olan temel tuketim mallarinin yurt icinde uretimi basarili ile uygulaniyor. Ardindan sira dayanakli tuketim, ara ve sermaye mali ikamesine gelince problemler basliyor. 70'li yillarda meydana gelecek ekonomik krizin tohumlari bu donemde atiliyor. Tezat bir sekilde, ithal ikameci politikalar kendine yeterli (tam bagimsiz!) bir uretim sisteminin kurulmasina yardimci olmuyor. Ozel kesim, disariyla rekabet edecek, ihracati arttiracak bir uretim yerine koruma duvarlarinin yarattigi yuksek karlar sebebi ile ic pazara yonelik calisiyor. Sonucta, iceride uretimin devami disaridan ithal edecek ara ve sermaye mali ithalatina bagimli kalmaya devam ederken, bu ithalati yapacak ihracat kapasitesi kurulamiyor.
3. 1970'li yillarin baslarinda isci dovizleri ve Dovize Cevrilebilir Mevduat yolu ile karsilanan ithalat ihtiyaci, daha sonraki yillarda artan petrol fiyatlari, ambargo ve dis borc kaynaklarinin kurumasi ile daha fazla finanse edilemiyor. 1977-1980 arasi ekonomi ust uste krizlere giriyor.
4. 1980'de ithal ikameci politikalar yerini piyasa mekanizmasi icinde, disa acik, ihracata yonelik kalkinma politikalarina birakiyor. 1984-87 arasi Ozal'li yillarda, ekonomi yuksek bir performans gosteriyor.
5. Ancak, Anavatan Partisi'nin ikinci doneminde, 1988-1991, buyume orani dusuyor. Bunun sebepleri arasinda, 1987 seciminin de etkisiyle asiri isinan ekonomi, 1989 secimlerinin yarattigi siyasi belirsizlik, 1989 sonrasi ve ozellikle 1991 secimlerinden once uygulanan populist politikalar, 1990 Korfez Savasi sayilabilir.
6. 1992-1995 arasi vasat bir performas goruyoruz. 1992'de Demirel, 1993'de Ciller hukumetlerinin devam ettirdikleri faiz disi acik yaratan genisleyici maliye politikalari, kamu aciklarinin sebep oldugu yuksek faizler, yuksek faizi emir komuta zinciri icinde para basarak dusurmeye calisan bir ekonomi yonetiminin sebep oldugu 1994 krizi, kriz sonrasi bir sure izlenen sonra 1995 secimleri sebeiyle birakilan istikrar politikalari bu donemin iz birakan olaylari.
7. 1996-2001 arasi tam bir felaket. Iki partili, uc partili koalisyonlar, azinlik hukumetleri, artan kamu aciklari, reel olarak %20'lerde gezen faizler, siyasi istikrarsizlik, post-modern darbeler, 1997'de Asya'da, 1998'de Rusya'da meydana krizler, 1999 depremi ve nihayet 2001 krizi.
8. 2002 sonrasi icinde bulundugumuz donem. Anlatmaya hacet yok.
Burada uzerinde durulmasi gereken bir husus var.
Her ekonominin, kisa vadede statik, uzun vadede degisen, bir buyume potansiyeli bulunur. Bu potansiyelin uzerine kisa donemde cikmak mumkun olsa da, daha sonra tekrar ortalama duzeye geri donuluyor. 1951-53 arasi buyume hizimiz cok guzelmis. Ama kalici olmamis. 1966-71 arasi ve 1984-87 arasi ayni sekilde.
2002 sonrasi icin bir hukum vermek icin erken. Son 5 sene icinde yasadigimiz buyume, gerek sure gerekse buyume hizi olarak digerlerinin cok otesinde. Acaba istikrarli bir buyume saglayacak yapiyi kurabildik mi? Acaba uzun donemli buyume potansiyelimizi yukseltmeyi basardik mi? Daglar ne kadar yuksek, denizler ne kadar derin? A-10 Thunderbird durdurulabilir mi? Bu sorularin cevabini yasayarak gorecegiz.
Bolum 1. BIR ZAMANLAR KARTALDIK
Yazimizin konusu Turkiye’nin iktisadi kalkinma yolunda son 100 senesinin hikayesi. 3 bolumden olusan bir yazi dizisi bu. Ilk kismi ile basliyoruz soze.
Konu, sadece kendi basina onemli degil; ayni zamanda farkli dusunce kutuplarinda olan insanlarin nasil olup da ayni yanilgi icinde oldugunu gostermesi bakimindan da ilginc.
Ornek olarak, once Deniz Gokce ne demis ona bakalim, ardindan eski planlamacilardan (DPT) Gungur Uras, Ziya Müezzinoğlu ve Atilla Karaosmanoğlu neler konusmuslar, onlari dinleyelim. Son olarak Bagimsiz Sosyal Bilimcilerden Korkut Boratav'a kulak verelim:
Hikayemiz 1913 yili ile basliyor, 2006’ya kadar devam ediyor ve bol bol grafik iceriyor.
Ilk grafik, kisi basina milli gelir olarak ve satin alma paritesi bazinda (yani doviz kuru hareketlerinden ve ulkelerarasi fiyat farkliliklarindan arindirilmis), Turkiye’yi bir kabul edersek, Yunanistan, Portekiz ve Ispanya’nin bize gore kiyaslamali nasil bir ekonomik gelisim gostermis oldugunu gosteriyor.

Grafik 1: Kisi Basina Milli Gelir – Yunanistan, Portekiz, Ispanya
1913 yilinda her uc ulkede bizden daha ileride imis. Ortalama olarak bizden 1.78 kat daha zengin gozukuyorlar. Iki dunya savasi sonra 1950’de nereye gelmisiz diye bakiyoruz: hemen hemen ayni yer; bizden 1.76 kat zenginler.
Sonra cok partili donem ve Demokrat Parti iktidari basliyor. Fark, 1955’de 1.67, 1960’da ise 1.81 olarak duragan kaliyor.
Derken 1960’larda planli doneme basliyoruz ve aradaki farkin planli bir sekilde acildigini goruyoruz: 1965’de 2.28, 1970’de, 2.66’de, 1975’de 2.79 ve nihayet 1980’de 3.04. Yunanistan ise ayni sene bizden 3.5 kat zengin duruma gelmis. Demek ki 20 sene icinde adamlar bize tur bindirmisler. Altin cagini bilmem ama, bizim hizla bronz cagina dogru yol aldigimiz kesin.
1980’de disa acik ekonomiye geciyoruz. Kaptan koskunde Ozal var. Aradaki farki on sene sonunda 2.79’a indiriyoruz. Sonra koalisyon donemleri basliyor ve fark 2000 yilinda 2.94’e cikiyor. Bugun, 2006 itibari ile, bu uc ulke bizden ortalama 2.79 kat zengin.
Demek ki neymis?
1. Yunanistan, Ispanya ve Portekiz bizden her zaman daha zenginler imis. Son 100 senede hic bir donem onlarla ayni seviyeye gelememis.
2. Bu uc ulke, Avrupa Toplulugu’na daha girmeden ve esas olarak 1960-80 arasinda bize toz yutturmuslar.
3. 1980 sonrasi “neo-liberal” donemde ise fark bir olcude azalmis; ozellikle Ozal doneminde.
4. 1990’larda zaman kaybetmekle kalmayip, ayni zamanda mesafe kaybetmisiz.
5. Bugun geldigimiz nokta, 1975 senesi ile ayni.
Simdi ayni kiyaslamayi diger bolgeler icin de yapalim. Once Avrupa ulkeleri. Grafik asagida. Ortalama ile kastettigim 13 gelismis Avrupa ulkesinin ortalamasi (yukaridaki 3 Avrupa ulkesi haric; ulkelerin listesi icin bakiniz yazinin sonundaki kaynak: Maddison 1995. Sadece 13 ulkeye bakmamizin sebebi, 1913 verilerin sadece bu ulkeler icin olmasi).
Sonuc ayni. 1960-80 doneminde, sadece gelismekte olan Avrupa ulkelerinin (Yunanistan, Ispanya, Portekiz) gerisine dusmekle kalmayip, gelismis Avrupa ulkelerinin bile arkasinda kalmisiz. Yani biz yururken, adamlar ucmuslar. Dikkatinizi cekerim: ucanlar sadece gelismekte olan Avrupa ulkeleri degil, ayni zamanda gelismis Avrupa ulkeleri. Spikerin deyimi ile “Vay canina sayin seyirciler”. 1980 sonrasi adamlara biraz yaklasmisiz, ama o da biraz iste.

Grafik 2: Kisi Basina Milli Gelir – Avrupa
Sonraki iki grafik Guney Amerika ve Asya ulkeleri ile karsilastirmali kisi basina milli gelir durumumuz. Cogu Guney Amerika ulkesi 1960-80 arasi yillarda bize benzer ekonomik politikalar uyguladiklari, hem de bu politikalari bizden daha beceriksiz bir sekilde uyguladiklari icin kotu bir performans gostermisler. Ayni seyi Hindistan gibi bazi Asya ulkeleri icin de soylemek mumkun. Buna karsilik, 50 sene once bizden geri durumda olan Kore ve Tayvan gibi ulkeler ucup gitmisler.

Grafik 3: Kisi Basina Milli Gelir – Guney Amerika

Grafik 4: Kisi Basina Milli Gelir – Asya
Son olarak bir de 36 ulke ile kendimizi kiyaslayalim (bu 36 ulkenin tanimi icin bakiniz yazimizin en sonundaki kaynak: Maddison 1995. Neden 36 ulke? Cunku sadece onlar icin 1913 verisi mevcut).
Grafik asagida.
1913’de 2.52 olan fark, 1950-60 arasinda azalmis, 1960-70 arasinda tekrar artmis. 1980-90 arasi tekrar azalmis. 1990-200 arasi tekrar artmis. 2006 itibari ile 2.50. Bir asir oncesinin aynisi. Tam bir “Az gittik, uz gittik” hikayesi…

Grafik 5: Kisi Basina Milli Gelir – Dunya Ortalamasi
Benim cikardigim sonuc su:
1. Osmanli’nin son doneminde ekonomik bakimindan geri kalmisiz. Muhtemelen 1920’lerin baslarinda daha da kotu durumdayiz.
2. Aradan 40 sene geciyor, sene 1950, aradaki fark 3 kata cikiyor.
3. 50’lilerde biraz dunya ekonomilerine yaklasiyoruz. Annecigim, Turkler geliyor!
4. Mamafih, kimsenin celme takmasina gerek olmadan, biz kendimiz tokezliyoruz. 1960’larin basinda tercihimizi ithal ikameci, disa kapali buyume modeli yonunde yapinca dunyanin gerisinde kaliyoruz. 1960-80 arasi (nisbi olarak) buyumek bir tarafa, iyice geri dusuyoruz.
5. 1980’de baslayan disa acik, serbet piyasa ekonomisi ile 1980-90 arasinda farki kapatiyor, kaybettigimiz zamani telafi ediyoruz.
6. 90’li yillarin siyasi istikrarsizligi daha fazla ilerlememizi engelliyor, geri kaliyoruz.
7. Icinde bulundugumuz 2000’li yillarin ilk 6’sinin, 90’larin kaybini telafi etmekle gecirmisiz.
8. 2000’li yillarin geri kalaninda ne yapacagimiz onumuzdeki aylarda belli olacak.
_____________________________________________
Yazida kullanilan veri setleri:
1. Angus Maddison (‘Monitoring the World Economy 1820-1992’, OECD 1995) (Okuyucularimizdan Egemen Bey’e bu verilere ulasmami sagladigi icin tesekkur ederim).
2. Penn World Table
3. World Economic Outlook Database, April 2007
Konu, sadece kendi basina onemli degil; ayni zamanda farkli dusunce kutuplarinda olan insanlarin nasil olup da ayni yanilgi icinde oldugunu gostermesi bakimindan da ilginc.
Ornek olarak, once Deniz Gokce ne demis ona bakalim, ardindan eski planlamacilardan (DPT) Gungur Uras, Ziya Müezzinoğlu ve Atilla Karaosmanoğlu neler konusmuslar, onlari dinleyelim. Son olarak Bagimsiz Sosyal Bilimcilerden Korkut Boratav'a kulak verelim:
ORNEK 1: “Özetle 1962 yılında benzer makroekonomik durumu olan Yunanistan ve Türkiye’den, Yunanistan AB üyesi olduktan sonra sosyal ve ekonomik anlamda birçok alanda bize fark atmış bulunuyor.” Deniz Gokce, Aksam, 23.03.2007
ORNEK 2: “Dün yapılan plancılar toplantısında Ziya Müezzinoğlu ile Atilla Karaosmanoğlu'nu bulmuşken, sordum: "Ekonomi uçuşa geçti... Bundan iyisi can sağlığı... Eski plancı olarak bu parlak rakamları nasıl değerlendiriyorsunuz?"
Anlattılar: “Büyüyoruz ama, "kendi ölçülerimizle büyüyoruz". Kendimizi kendimizle karşılaştırarak büyüdük diye seviniyoruz. Üçüncü Beş Yıllık Plan hazırlanırken (1972) Türkiye, Yunanistan, İspanya ve Portekiz aynı çizgideydi. Dördünde de demokrasi özürlü, kişi başı gelir aynıydı. Bugün Yunanistan, İspanya ve Portekiz, demokrasi ve kalkınma sorununu halletti. Hepsi AB'ye katıldı. Kişi başı gelir bizde 5.500 dolar onlarda 15-20 bin dolar.”
ORNEK 3: 1960-1980 arasi planli donemi “altin cag” olarak goren bir digerYukarida yazilanlarin her ucu de yanlis. Turkiye ne Yunanistan ile 1960’larda benzer duzeydeydi, ne Yunanistan, İspanya ve Portekiz ile 1970’lerin basinda ayni cizgideydi, ne de Turkiye 1960-80 doneminde altin cagini yasadi. Peki dogrusu nedir?
yazi icin, bakiniz Korkut Boratav, Neoliberal dönemin bir bilançosu, 28.06.2006
Hikayemiz 1913 yili ile basliyor, 2006’ya kadar devam ediyor ve bol bol grafik iceriyor.
Ilk grafik, kisi basina milli gelir olarak ve satin alma paritesi bazinda (yani doviz kuru hareketlerinden ve ulkelerarasi fiyat farkliliklarindan arindirilmis), Turkiye’yi bir kabul edersek, Yunanistan, Portekiz ve Ispanya’nin bize gore kiyaslamali nasil bir ekonomik gelisim gostermis oldugunu gosteriyor.

Grafik 1: Kisi Basina Milli Gelir – Yunanistan, Portekiz, Ispanya
1913 yilinda her uc ulkede bizden daha ileride imis. Ortalama olarak bizden 1.78 kat daha zengin gozukuyorlar. Iki dunya savasi sonra 1950’de nereye gelmisiz diye bakiyoruz: hemen hemen ayni yer; bizden 1.76 kat zenginler.
Sonra cok partili donem ve Demokrat Parti iktidari basliyor. Fark, 1955’de 1.67, 1960’da ise 1.81 olarak duragan kaliyor.
Derken 1960’larda planli doneme basliyoruz ve aradaki farkin planli bir sekilde acildigini goruyoruz: 1965’de 2.28, 1970’de, 2.66’de, 1975’de 2.79 ve nihayet 1980’de 3.04. Yunanistan ise ayni sene bizden 3.5 kat zengin duruma gelmis. Demek ki 20 sene icinde adamlar bize tur bindirmisler. Altin cagini bilmem ama, bizim hizla bronz cagina dogru yol aldigimiz kesin.
1980’de disa acik ekonomiye geciyoruz. Kaptan koskunde Ozal var. Aradaki farki on sene sonunda 2.79’a indiriyoruz. Sonra koalisyon donemleri basliyor ve fark 2000 yilinda 2.94’e cikiyor. Bugun, 2006 itibari ile, bu uc ulke bizden ortalama 2.79 kat zengin.
Demek ki neymis?
1. Yunanistan, Ispanya ve Portekiz bizden her zaman daha zenginler imis. Son 100 senede hic bir donem onlarla ayni seviyeye gelememis.
2. Bu uc ulke, Avrupa Toplulugu’na daha girmeden ve esas olarak 1960-80 arasinda bize toz yutturmuslar.
3. 1980 sonrasi “neo-liberal” donemde ise fark bir olcude azalmis; ozellikle Ozal doneminde.
4. 1990’larda zaman kaybetmekle kalmayip, ayni zamanda mesafe kaybetmisiz.
5. Bugun geldigimiz nokta, 1975 senesi ile ayni.
Simdi ayni kiyaslamayi diger bolgeler icin de yapalim. Once Avrupa ulkeleri. Grafik asagida. Ortalama ile kastettigim 13 gelismis Avrupa ulkesinin ortalamasi (yukaridaki 3 Avrupa ulkesi haric; ulkelerin listesi icin bakiniz yazinin sonundaki kaynak: Maddison 1995. Sadece 13 ulkeye bakmamizin sebebi, 1913 verilerin sadece bu ulkeler icin olmasi).
Sonuc ayni. 1960-80 doneminde, sadece gelismekte olan Avrupa ulkelerinin (Yunanistan, Ispanya, Portekiz) gerisine dusmekle kalmayip, gelismis Avrupa ulkelerinin bile arkasinda kalmisiz. Yani biz yururken, adamlar ucmuslar. Dikkatinizi cekerim: ucanlar sadece gelismekte olan Avrupa ulkeleri degil, ayni zamanda gelismis Avrupa ulkeleri. Spikerin deyimi ile “Vay canina sayin seyirciler”. 1980 sonrasi adamlara biraz yaklasmisiz, ama o da biraz iste.

Grafik 2: Kisi Basina Milli Gelir – Avrupa
Sonraki iki grafik Guney Amerika ve Asya ulkeleri ile karsilastirmali kisi basina milli gelir durumumuz. Cogu Guney Amerika ulkesi 1960-80 arasi yillarda bize benzer ekonomik politikalar uyguladiklari, hem de bu politikalari bizden daha beceriksiz bir sekilde uyguladiklari icin kotu bir performans gostermisler. Ayni seyi Hindistan gibi bazi Asya ulkeleri icin de soylemek mumkun. Buna karsilik, 50 sene once bizden geri durumda olan Kore ve Tayvan gibi ulkeler ucup gitmisler.

Grafik 3: Kisi Basina Milli Gelir – Guney Amerika

Grafik 4: Kisi Basina Milli Gelir – Asya
Son olarak bir de 36 ulke ile kendimizi kiyaslayalim (bu 36 ulkenin tanimi icin bakiniz yazimizin en sonundaki kaynak: Maddison 1995. Neden 36 ulke? Cunku sadece onlar icin 1913 verisi mevcut).
Grafik asagida.
1913’de 2.52 olan fark, 1950-60 arasinda azalmis, 1960-70 arasinda tekrar artmis. 1980-90 arasi tekrar azalmis. 1990-200 arasi tekrar artmis. 2006 itibari ile 2.50. Bir asir oncesinin aynisi. Tam bir “Az gittik, uz gittik” hikayesi…

Grafik 5: Kisi Basina Milli Gelir – Dunya Ortalamasi
Benim cikardigim sonuc su:
1. Osmanli’nin son doneminde ekonomik bakimindan geri kalmisiz. Muhtemelen 1920’lerin baslarinda daha da kotu durumdayiz.
2. Aradan 40 sene geciyor, sene 1950, aradaki fark 3 kata cikiyor.
3. 50’lilerde biraz dunya ekonomilerine yaklasiyoruz. Annecigim, Turkler geliyor!
4. Mamafih, kimsenin celme takmasina gerek olmadan, biz kendimiz tokezliyoruz. 1960’larin basinda tercihimizi ithal ikameci, disa kapali buyume modeli yonunde yapinca dunyanin gerisinde kaliyoruz. 1960-80 arasi (nisbi olarak) buyumek bir tarafa, iyice geri dusuyoruz.
5. 1980’de baslayan disa acik, serbet piyasa ekonomisi ile 1980-90 arasinda farki kapatiyor, kaybettigimiz zamani telafi ediyoruz.
6. 90’li yillarin siyasi istikrarsizligi daha fazla ilerlememizi engelliyor, geri kaliyoruz.
7. Icinde bulundugumuz 2000’li yillarin ilk 6’sinin, 90’larin kaybini telafi etmekle gecirmisiz.
8. 2000’li yillarin geri kalaninda ne yapacagimiz onumuzdeki aylarda belli olacak.
_____________________________________________
Yazida kullanilan veri setleri:
1. Angus Maddison (‘Monitoring the World Economy 1820-1992’, OECD 1995) (Okuyucularimizdan Egemen Bey’e bu verilere ulasmami sagladigi icin tesekkur ederim).
2. Penn World Table
3. World Economic Outlook Database, April 2007
Subscribe to:
Posts (Atom)